Bu filmi kim neden izlemeli?

Eleştirmenler tarafından adeta övgü yağmuruna tutulan ve, çağdaş animasyon klasiklerine olağan üstü bir katkı olarak görülen Ters Yüz’ün; çocuklar, anne-babalar ve çocuk ile çalışan tüm uzmanlar tarafından mutlaka izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.

Sanatsal değerinin yanı sıra, bilimsel bir alt yapı üzerine kurgulanmış olan senaryo; duyguların tutum, davranış ve ilişkilerimiz üzerindeki etkisini gözler önüne sermekte.

Davranış ile beyin işlevleri arasındaki ilişki, yani nöro psikolojinin temellerinin yaratıcı ve muhteşem bir şekilde anime edilmiş olduğu filmin senaryosu yönetmen Pete Docter tarafından kurgulanmış.  Kurgunun temelleri, Docter’ın kendi çocukluğunda yaşadığı sosyal tedirginlikleri, belli bir yaştan sonra kızında da gözlemlemesiyle atılmış. Duygular oluştuğunda zihnin içinde ne olup, bittiğini merak ve hayal etmesi sonrasında Docter yapımcı ve ikinci yönetmeni ile birlikte zihin ve duygular ile ilgili araştırma yapmaya başlamış ve duyguları inceleyen psikolog Paul Ekman’a ve Berkley Üniversitesinde psikoloji profesörü olan Dacher Keltner’e danışmışlar. 

Bu bilgileri paylaşmak istememin sebebi, filmi izlediğinizde çocuklar için ‘sadece’ eğlenceli gözüken beynimizin içinde yaşayan karakterler, karakterlerin yolculuğu, gittikleri adalar, karşılaştıkları hayali arkadaş ve hayali arkadaşın kalıcı olarak kaybolması gibi birçok ufak ve bir o kadar da eğlenceli ayrıntı aslında davranışların otaya çıkması ve duyguların dışa vurulmasında belirgin rol oynayan limbik sistemin çalışma prensibidir.

Farkındalığı yüksek, öz güveni yüksek, sorumluluk bilinci ve daha bir çok farklı ‘meziyete’ sahip çocuklar yetiştirmek gayesindeyiz.  Peki ama daha kendini tanımayan, duygularını ve duygularının sonucunda ortaya çıkan davranışlarını ve hatta duyguları ile davranışları arasındaki bağlantıyı keşfedememiş miniklerden çok fazla şey beklemiyor muyuz?  Kendilerini tanımak için ‘farkındalık çalışmaları’ ndan ziyade zamana ve tecrübeye ihtiyaçları yok mu sizce de?  Dünya haz toplumu olma yolunda almış başını gidiyor. Bir çok ‘uzman’ ‘Mutlu Aile Olmanın Yolları’ ‘Mutlu Çocuk Yetiştirmenin Yolları’ ‘Başarıya Giden Yol’ ‘Kaliteli Zamanın Aile Mutluluğu Üzerindeki Ektileri’ ve benzeri daha birçok konuda kitap yazmakta, eğitimler vermekte ya da konuşmalar yapmakta.  Herkes zayıf, herkes güzel, herkes başarılı ve elbette herkes mutlu nasıl olurun yanıtını bulmaya çalışıyor.  Peki gerçeğimiz bu mu? Sadece mutluluk mu arayışımız, ihtiyacımız?  Ya diğer duygularımız?  Olmasalar daha iyi olur muydu acaba?  Sanırım bir düşünmek lazım….

Biliyor musunuz?

Duygularımızı kontrol eden, limbik sistemi oluşturan yapılardan olan ve uyarıldığında öfke/şiddet ya da korku/kaygı duygularını tetikleyen amigdalanın hasar görmesi sonucu ( Kluver-Bucy Sendromu) kişiler kendilerine ve çevrelerindekilere zarar verebilecek, tehlikeli ve riskli davranışlar sergilemeye başlıyorlar.  Yani insan canlısının siteminden korku, endişe, kaygı ya da öfke gibi duygular çıkarıldığında, mutlu ve huzurlu olmak bir kenara, kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığı da ciddi anlamda tehlikeye giriyor.

Öz güveni yüksek birey, hangi yaşta olursa olsun kendini, yeterliliklerini, yetkinliklerini, özelliklerini ve eksikliklerini bilen, bunları kabul eden kişidir.  Dolayısı ile gerçek olmayan beklentilerin çocuklara aşılanması (hep mutlu ve başarılı olmak gibi) çocukları geleceğin lideri yapmaktan ziyade, mutsuzluklarına temel atmak olacaktır.

Bu film sayesinde çocuklar yaşadıkları ve fakat anlamlandıramadıkları duygusal iniş çıkışların herkes tarafından yaşandığını görerek, süreci normalleştirme ve belki de rahatlama şansı bulabilirler.  Bunun yanı sıra, çocukların zihninde belki de ‘beyni ve işlevlerini’ inceleme isteği ve merakı uyanabilir.. Kim bilir?

İzleyen ebeveynler de bence, çocukların olaylar karşısında yaşadıkları, davranışlarına neden olan duyguları ile ilgili fikir sahibi olacaklar.  Film yetişkinler için ‘çocuk dili’ne tercüman oluyor da diyebiliriz sanırım.

Biliyor musunuz?

Çocuklukta yaşanan depresyonun belirtileri, yetişkin depresyonu ve belirtilerinden farklıdır.  Yetişkinler depresif dönemlerde içe kapanıp, durgunlaşıp, tepkisizleşebilirlerken, çocuklar depresif dönemlerde normalde olduklarından daha da hareketli, tepkisel ve öfkeli olmakta, ebeveyn ve akranlarına karşı tahammülsüz ve olumsuz bir tutum sergilemektedirler.  Bu sebeple de çocukluk çağı depresyonu yaşayan çocuklar çoğunlukla anlaşılamamakta, okul ve aile ortamında aşırı hareketli, davranış problemleri olan ya da yaramaz, şımarık çocuklar olarak etiketlenmektedirler.

Bu film sayesinde ebeveynler, çocukların üzüldüğünde nasıl tepki verdiklerine ve çocuk yetiştirme sürecinde korku, kaygı, öfke gibi duyguların kişileri tehlikelerden koruma ve değerli deneyim ve anılara sahip olunmasına sebep olma özelliğine vakıf olacaklar…

Uzmanlar ise, ebeveyn ve çocuklara böylesi karmaşık bir sürecin nasıl bu denli keyifli ve anlaşılır bir halde kurgulandığına şahit olacak ve belki öğrenci, danışan ya da hastalarına bu filmi sıklıkla önereceklerdir…

Mutluluk, varoluşsal gerçeği kabul ile başlar!

İyi seyirler