Sözün Yetmediği Yerde: Bedenin Kontrolle İmtihanı
- Yegan Özcan

- 16 saat önce
- 2 dakikada okunur
Bu iki metni yan yana koyduğumda, takiplerimde sıkça karşılaştığım ama her seferinde başka bir biçimde ortaya çıkan bir gerilim alanı beliriyor: arzuyla korkunun aynı anda var olması. Linda Knausgård’ın Amerika’ya Hoş Geldiniz’i ile Han Kang’ın Vejetaryen’i, farklı yaşlarda ve bağlamlarda iki karakter üzerinden, bedenin bu gerilimi nasıl taşıdığını anlatıyor. Sözün yetmediği, hatta tehlikeli hale geldiği yerde, beden devralıyor.
Amerika’ya Hoş Geldiniz’de Ellen’ın suskunluğu ilk bakışta bir yas tepkisi gibi okunur. Babasını kaybetmiş bir çocuğun geri çekilmesi, anlaşılırdır. Ancak metnin içine dikkatle bakıldığında, bu sessizliğin ardında çok daha karmaşık bir ruhsal çatışma görülür. Ellen, babasının psikolojik durumunun yarattığı zorluklar içinde, bir noktada onun ölmesini dilemiştir. Ve bu dilek gerçekleşmiştir. Klinik açıdan bu, çocuğun ruhsallığında ağır bir nedensellik yanılsaması yaratır: “Ben istedim ve oldu.”
İşte Ellen’ın yükü tam burada ağırlaşır. Bir yanda gerçekleşmesinden korktuğu ama gerçekleşmesini de istediği bir arzu; diğer yanda bu arzunun gerçekleşmiş olmasının yarattığı yoğun suçluluk. Bu çift yönlü basınç altında çocuk, ruhsal sahneden çekilmeye çalışır. Konuşmamak, görünmemek, müdahil olmamak… Suskunluk, yalnızca yasın değil, bir daha bu kadar etkili, bu kadar ‘fail’ olmama çabasının ifadesidir.
Ancak burada ince ve acı verici bir ikirciklilik vardır. Ellen sustukça, tüm dikkat onun üzerinde toplanır. Konuşmamak, onu sahneden indirmez; aksine başrole taşır. Klinik olarak baktığımda bu bana şunu düşündürür: Bazı semptomlar, tam da kaçınmak istenen pozisyonu yeniden üretir. Ellen hem geri çekilmek ister hem de suskunluğuyla sistemin merkezine yerleşir. Kontrol arzusu ile suçluluk, birbirini besleyen bir döngüye girer.
Vejetaryen’de Yeong-hye’nin bedeni ise bambaşka bir biçimde ama benzer bir işlevle konuşur. O, susmaz; reddeder. Yemeyi bırakır, incelir, kaybolmaya çalışır. Burada suçluluk Ellen’daki gibi örtük değildir; daha çok istilaya uğramış bir bedenin sınır inşa etme çabası vardır. Yeong-hye’nin dünyasında kadının bedeni herkesindir: kocanın, ailenin, toplumun. “Hayır” deme hakkı zihinde değil, bedendedir.
Bu iki karakterin ortak noktası, bedenin bir iletişim aracına dönüşmesidir. Ne Ellen ne de Yeong-hye, yaşadıkları sistemde arzularını ve korkularını güvenle söze dökebilecek bir alan bulur. Ellen için dilek tehlikelidir; çünkü sonuç doğurur. Yeong-hye için söz anlamsızdır; çünkü duyulmaz. Bu noktada beden, hem korunma hem de düzenleme işlevi görür.
Ancak yolları burada ayrılır. Ellen, bedeni ve sesi geri çekerek kontrol kurmaya çalışır. Görünmezlik, onun güvenli alanıdır. Yeong-hye ise bedeni görünür kılarak sistemi bozar. Biri uyumlanarak hayatta kalır, diğeri koparak. Psikoterapi perspektifinden baktığımızda; Ellen’da içe yönelen bir düzenleme, Yeong-hye’de dışa yönelen bir çözülme vardır.
Seanslarda bu iki uçla da sıkça karşılaşırım. Sessizleşen, “fazla etkili olmaktan” korkan çocuklarla… Bedeni üzerinden sınır çizen, yokluğa tutunan yetişkinlerle… Ve her seferinde aynı soruya dönerim: Bu bedene ne anlatmak düşmüş? Çünkü bedenin bu kadar yüklenmesi, çoğu zaman çevrenin ruhsal olarak taşıyamadığını gösterir.
Deneme tarafı benim için tam da burada başlar. Bu metinleri okurken, yalnızca teorik bilgiyle değil, klinik sezgiyle temas ederim. Şunu hissederim: Kontrol ihtiyacı çoğu zaman güçten değil, sorumluluktan kaçma arzusundan doğar. Ellen, dileklerinin dünyayı değiştirebildiğini deneyimlemiş bir çocuktur; bu yüzden susar. Yeong-hye ise arzularının hiç hesaba katılmadığı bir dünyada, bedeniyle konuşur.
Ve belki de en çarpıcı ortaklık şudur: Her ikisi de ancak bedensel semptom belirginleştiğinde fark edilir. Sessizlik ya da yememek… Ta ki beden, “Artık buradayım” diyene kadar.
Bu yüzden psikoterapi penceresinden baktığımda, bu iki romanı birer patoloji anlatısı olarak değil, yük taşıma hikâyeleri olarak okurum. Çünkü beden çoğu zaman bozulan değildir; bozulan bir sistemde, denge kurmaya çalışan son organdır.

Yorumlar